Razı Olduklarımız Layık Olduklarımız

Herkesin kendine biçtiği bir değer vardır…

Ve bu değere göre arzuladığı bir yaşam biçimi…
Bu yaşamın içinde layık olduğumuzu düşündüğümüz insanlarla ilişkiye girmek isteriz.
Bazen arzuladıklarımızı yaşamak mümkün olur, bazen de olmaz…
Hayatta kendimize layık bulduklarımız bazen hak ettiklerimizden daha aşağıdadır, bazen de kendimizi layık bulduklarımız bizi çok aşar…
Özdeğerle ne derece ilişkilidir düşünüyorum…
Kendimizle ilgili biçtiğimiz değer düşük olsa da layık olduğumuzu düşündüklerimizi çok yukarlarda sanabiliriz. Ki bu bir tür, düşük özdeğerimizi nafilece dengeleme çabasıdır belki de…
Bazen de kendimize biçtiğimiz değer yüksek olmasına rağmen, tevazu adına, öğretildiği üzre aza kanaat etmek adına layık olduğumuzdan çok daha azına razı gelebiliriz…

Kendimize partner seçerken de benzer bir durum gözlenir…
Bazen, kendimize layık gördüğümüz insanlar bizi beğenmez, bizi beğenenleri de biz beğenmeyecek kadar ufak lokma buluruz. Limitimizin üstünde birine aşk duymak, reddedilmeyi getirir…

Bazılarımızın kredi kartıyla yaptığı alışverişlere benzetirim ben bu durumu… Hak ettiğini düşündüğü yaşam standardına göre harcama yaptığında kredi ve ödeme limitini aşar. Kendini bütçesinin çok üstünde bir yaşama layık bulmak hüsranla sonuçlanır. Borç ödemekten iflahı kesilir…(not: Bahsolunan değerler gerçek değer değil, algılanan değerlerdir. Yani bazen pazar malına marka fiyatı ödediğimiz de olur)

Bazen de kendimizi layık bulduğumuz insan, değerimizin çok altında biridir. Daha az eğitimli, daha zayıf karakterli, daha zor iletişim kurulan, daha eksik biridir. Yanında kendimizi güçlü hissetmek istemişizdir, fazlasına gerek yok, haddimizi aşmayalım demişizdir.
Aza kanaat edelim derken kendimizi eksiltmişizdir.
Cebi para dolu olduğu halde, yoksunluk bilinciyle harcayamayanlara benzetiyorum bu hali de… Daha iyi bir yaşam standardı oradadır da alması güç gelir.

Kimdir peki gerçekten layığımız?

Bize bizi gösteren mi?
Bize bizi öğreten mi?
Bizi hafifleten mi?
Bize kendini veren mi?
Verdiklerimize razı gelen mi?
Bizi hiç terketmeyen mi?
Burnumuzu sürten mi?
Gönlümüzü titreten mi?
Yoksa çıkarımızı besleyen mi?

Bana göre layığımız, hayatta “öncelik verdiklerimizin birbiriyle örtüştüğü” kişidir. Ya da aynı şeylerden lezzet aldığımız kişi… Bazen ikisi de birarada olur ki yeme de yanında yat!

Aslında layık olmak, tarafların birbirine üstünlük taslamadan değerler, görüşler ve zevklerinin hatta çirkinliklerinin ve kusurlarının da uyumlu olması bir anlamda… Aynı olmasa bile örtüşmesi…
Layığımızla denk düşeriz yani, ne aşağıya ne yukarıya…

Her zaman layık olduklarımız bize denk gelir mi peki?
Bazen teğet geçeriz, fark etmeden birbirimizi… Yıllar sonra dövünürüz anlarsak…
Bazen buluruz birbirimizi ancak taraflardan biri burnu büyüklük yapar, andavallı olur kıymet bilmez ya da kolay harcayacak kadar toydur, hayatı bilmez… Kaybederiz elimizdekini…
Bazen bir ömür o’nu aramakla geçer de layıkların tümü başkalarının yanındadır, ulaşamayız…

Kimin ne kusurunun olduğu önemli değildir, layıklar arasında… Layığınızın yanındaysanız kusurlar da çirkinlikler de doğal gelir. Kendimize biçtiğimiz değer yanımızdaki ile örtüşüyorsa eğer, boşa geçtiğini düşünmeyiz yaşadığımız deneyimin. Aldıklarımızın ve verdiklerimizin çetelesini tutmayız, limitimiz kadar harcamanın ve kazanmanın huzurunu yaşarız…

En büyük ıstıraplardan biri ise, layığımız olmadığını düşündüğümüz bir durumun, ilişkinin içinde hapis kalmaktır. Ve layık olmadığımız biri ile muhatap olmak…
Ki bu da muhatapsızlık değil midir? Bazen üstün hissedip bazen kendimize acıma döngüsü bizi şaşırtır.
Kendi kendimizi tuzağa düşürürüz. Dengeyi nasılsa tutturamayacağımıza inandıysak eğer, önümüze ne geldiyse artık, razı olabiliriz.
Razı gelmenin aslında vazgeçmek olduğunu öğrenene dek gözümüzü kapar vazifemizi yaparız…
Layığımızla yaşayacağımız iniş çıkışlardansa, kendimizi muhatapsız ya da eksik kalmaya mahkum ederiz.

Ne diyeyim?
ALLAH LAYIĞINIZI VERSİN!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir